Çini sanati ve tarihi hakkında
https://www.armadacini.com/cini-hakkinda/turk-cini-sanatinin-tarihcesi/
TÜRK ÇiNi SANATININ KISA TARiHÇESi
1-Mozaik çini tekniği.
2-Renkli sır tekniği
3- Sır altına boyama tekniği.
TÜRK ÇiNi SANATININ KISA TARiHÇESi
Anadolu uygarlığını tarihi form
ve inceliklerle kültürel bir miras gibi evlerimize kadar taşıyan Türk Çini
Sanatı, vatanı olarak kabul edilen Kütahya ve İznik topraklarında asırlık bir
geçmişe sahiptir. Geleneksel Türk Sanatlarından olan çini, genellikle mimari
yapıların, cami, köşk. saray, çeşme, türbe ve benzeri yapıların iç ve dış
süslemelerinde kullanılmış bir seramik ürünüdür. Çinilerimiz tür olarak ikiye
ayrılır.
1- Duvar çinileri, batılıları Tile-Art dedikleri bu türe eskilerimiz Kaşi demişlerdir.
2. Evani denilen bu tür tabak, vazo, kupa, kase, sürahi, bardak ve benzeri seramik ürünlerinden oluşmaktadır. Bu türe halen kullanma seramikleri demekteyiz.
Türkler çok eski zamanlardan beri , binalarını, çinilerle süslemeyi tercih ediyorlardı.
1- Duvar çinileri, batılıları Tile-Art dedikleri bu türe eskilerimiz Kaşi demişlerdir.
2. Evani denilen bu tür tabak, vazo, kupa, kase, sürahi, bardak ve benzeri seramik ürünlerinden oluşmaktadır. Bu türe halen kullanma seramikleri demekteyiz.
Türkler çok eski zamanlardan beri , binalarını, çinilerle süslemeyi tercih ediyorlardı.
Özellikle İslamiyeti, kabul
eden İlk Müslüman Türk Devletini kuran Karahanlılar (955) devleti döneminde mabetlerini çinilerle
süslemeye başlamışlardı. dönemine ait yapılarda görülmeye başlayan çini süsleme
geleneği, Türk Çini Sanatının bin yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğunu
göstermektedir.
Bu tercih Büyük Selçuklular ve
Anadolu Selçukluları Zamanında gelenek halini almış ve daha sonraları
Osmanlılar döneminde de devam etmiştir. Selçuklular, egemenlikleri altına
aldıkları yerlerde inşa ettikleri pek çok cami, medrese, kervansaray, saray,
türbe ve benzeri eserleri çinilerle bezemişlerdir Selçuklu çinilerinin
özelliklerinden kısaca bahsetmemiz gerekirse, bunların kare veya dikdörtgen,
altıgen şekillerinde olduklarını ve bir yüzlerinin, mavi, lacivert, toprak
sarısı, turkuaz, siyah, kahverengi gibi sırla karıştırılmış renklerle boyanıp
pişirilmiş olduklarını ve alçı veya horasan harç üzerine aplike edilmiş, mozaik
şeklinde yapılmış süslemeler olduklarını söyleyebiliriz. Zamanla geliştirilen
bu mozaik tekniğine Kufi tarzı yazılar ve rumi motiflerde katılmıştır. Tarihi
dönemlerde gelişme gösteren Türk çini Sanatı 16. yüzyılda İznik ve Kütahya
çinileri ile zirveye ulaşmıştır
Özellikle Antik çağlarda
KOTIAEION olarak anılan Kütahya şehrinde arkeolojik kazı ve araştırmalar
sonucunda çok eski zamandan bu yana Kütahya’da seramik üretiminin yapıldığı
kanıtlanmıştır.
Türk çini Sanatında yeni
tekniklere geçme, form ve Sanat zevkini ve yetkinliğini bozmadan geri
götürmeden sürekli artan isteği daha kısa sürede karşılayacak yeni üretim
teknikleri ve imkanlarının araştırılması ve bunların uygulanması ile mümkün
olmuştur.
Uygulama teknikleri sırası ile:
1-Mozaik çini tekniği.
2-Renkli sır tekniği
3- Sır altına boyama tekniği.
4- Perdah Tekniği
Mozaik Çini Tekniği: Türk çini
Sanatında yaygın olarak kullanılan en eski teknik olan bu tekniğin kaynağını
sırlı tuğla süslemenin aldığı söylenebilir. Mozaik çini tekniği 13.yy da
Anadolu Selçuklu çini Sanatına kişiliğini kazandıran ve Osmanlı döneminin varlığını
15.yy'ın sonuna kadar sürdüren bir çini tekniği olmuştur.
Ana teknik özelliği süslemenin,
süsleme örneğinin doğrudan çinkolu saydam olmayan renkli sır ile yapılmasıdır.
Bu teknikte levha üzerinde renkli sır ile boyama söz konusudur, renkli sır
tekniğinde levha üzerinde süsleme örneğinde krom oksit bir bileşimle tekrar
çizilmiş, kontür olarak verilmiş bu şekilde fırınlanan renkler birbiri içine
akması önlenmiştir.
Sır Altına Boyama: 13.yy’da
Anadolu Selçuklu'da kullanıldığı gibi, 16.yy'ın ikinci yarısında Osmanlı'da
gelişmesini tamamlayan bir çini tekniğidir.
Perdah Tekniği: Bir sır üstü
tekniğidir. Beyaz astarlı renksiz saydam sırlı levhalar üzerine altın ve gümüş
tozları ile süsleme yapılmakta ve fırınlanmaktadır.
“ilk Osmanlı Dönemi” olarak
adlandırılan döneme ait çiniler, İznik Yeşil Cami minaresinde(1390), Bursa
Yeşil Cami ve Türbesinde (1421), Bursa Muradiye Camiinde (1426), Edirne
Muradiye Camiinde (1433), İstanbul Mahmut Paşa Türbesinde (1463), Çinili Köşk’
te (1472), ve Edirne’de Şah Melek Paşa Camilerinde görülmektedir. Bunlar
genellikle mozaik veya sırlı boya tekniği ile üretilmiş çinilerdir. Bu
dönemlerde, lacivert, mavi, turkuvaz, siyah, sarı gibi renkler ve rumi, kufi
yazı, geometrik şekiller ve bitkisel kökenli stilize edilmiş motifler
kullanılmıştır.
Takip eden dönem, bir geçiş
dönemi olarak adlandırılabilir. Fatih Devrinin Nakkaşbaşısı Baba Nakkas,
kullanma seramiklerinin gelişiminde büyük rol oynamıştır. Yavuz Sultan Selim
zamanında sınırları genişleyen devletin diğer bölgelerinden İstanbul’a
getirilen sanatçılar da bu sanata önemli katkılar sağlamıştır. İstanbul’da
Yavuz Sultan Selim Camii ve Türbesi (1522), Şehzadeler Türbesi (1525), Haseki
Medresesi (1539), Şehzade Mehmet Türbesi (1543), Topkapı’ da Kara Ahmet Paşa
Camii (1551), gibi mimari eserlerde kullanılan çiniler bu dönemin eserleridir.
Sırlı boya tekniği ile üretilmiş olan bu çinilerde; Rumiler, bulutlar, hatai
tarzında bitkisel kökenli motifler, fıstık yeşili, sarı, mavi, turkuvaz,
lacivert ve kiremidi renkler kullanılmıştır. Sarı renk, üzerine altın varak
yapıştırılmak üzere astar olarak düşünülmüştür.
Bu dönemde gerek kalite ve
gerekse desen üretiminde değişme ve gelişmeler olmuştur. Türkler, mozaik ve
kuru kenarlar tekniklerini terk etmiş, sır altı boya ve sır tekniğini geliştirmiştir.
Bunun yanı sıra saray nakışhanesinde yeni motifler geliştirilmeye ve üretilmeye
başlanmıştır. Önce İran’ lı bir ressam olan ve Sahkulu diye anılan Veli Can,
Saray Başnakkaşlığına getirilmiş ve Saz Yolu desenler üretmeye başlamıştır. İri
yapraklarla beraber zümrüdü anka kuşlarını, güvercin ve papağanları, geyik ve
tavşanları, horozları vs. hayvani motifleri çinilerde kullanmaya başlamıştır.
Onu takiben öğrencisi ve saray nakkaşbaşı olan Karamemi de, selvi ve bahar
ağaçlarını, asmaları, lale, gül, sümbül, Manisa lalesi, susen çiçeği, kantaron
çiçeği, zambak, zerrin çiçeği, karanfil çiçeği ve bunların goncalarını
süslemede pek az miktarda sadeleştirerek kullanmaya başlamış ve yeniden
kullanılmaya başlanan, kırmızı, yaprak yeşili, mavi, lacivert, türkuvaz ve ağaç
gövdelerindeki kahverenkleriyle
çinilerinde bir bahar devri yaşanmıştır.
“Klasik Devir” denilen bu
dönem, Silivrikapı’daki İbrahim Paşa Camiinin (1551) yapımı ile başlar. Bu
gelişmenin bir diğer önemli nedeni de Mimar Sinan dönemi olması
ve onun yaptığı pek çok yapıda çiniye büyük bir önem vermesidir. Nitekim, o
dönemin eserlerini sıralamak bu önemin derecesini de gösterir. Süleymaniye
(1560), Sultanahmet’ de Sokullu Mehmet Paşa (1571), Kasımpaşa’da Piyale Paşa
(1573), Eminönü‘de Rüstempaşa (1560) Camileri, Topkapı Sarayında Altınyol
panoları, III.Murat Kasrı, II. Selim ve III. Murat Türbeleri , Tophane’de
Kılıçali Paşa (1580), Üsküdar’da Toptaşında Eski Valide (1583), Fatih, Çarşamba
ve Karagümrük dolaylarındaki Mehmet Ağa, Ramazan Efendi, Edirne Selimiye
Camileri ve İstanbul’da Topkapı‘daki Takkeci İbrahim Ağa ve Kanuni’nin eşi
Hürrem Sultan’ın türbeleri dönemin en seçme çinileriyle süslenmiş anıtsal
yapılardır.
Sultan Ahmet Camii (1616),
Topkapı Sarayında Bağdat ve Revan Köşkleri, Üsküdar’da Çinili Cami, Eminönü’de
Hatice Turhan Sultan Türbesi (1682), yine Eminönü’de Yeni Cami (1663) bu
dönemde yapılmış ve çinilerle bezenmiş başlıca yapıtlardır.



















Yorumlar
Yorum Gönder